Konumuz PRP
Mümkün olduğunca sıkmamaya çalışacağım.
Ama yine de baştan uyarayım. Dersinizi çalışmış olarak geliniz.
Derinin yapısı ve fibroblastın işlevlerini işlediğim postları okumadan bu postu okumanız tehlikeli ve yasaktır.
Beyin yakabilir.
Okuyanlar, özümseyenler ve hala pes etmeyenler yazıyı okumaya devam etsinler. ⏩⏩
Öncelikle bu yönteme neden PRP denmiş ile başlayalım. Herşeyin mantığı olduğu gibi PRP kısaltmasının da bir mantığı var efenim. Ve mantığı kavramayan hiç birşeyi kavrayamaz. Ezbere konuşmaya karşıyım.
PRP ingilizce bir kelime öbeğinin Platelet Rich Plazma'nın kısaltması. Platelet'ten, yani trombosit'ten yani kanda pıhtılaşmayı sağlayan kan pulcuklarından zengin plazma demek.
![]() |
| Trombosit=Platelet |
Peki neden kan pulcuklarından zengin plazmayı enjekte 

etmek isteriz derimize. Bunun yaşlanma karşıtı etkisi ne ?
Bunu anlamak trombosit ile fibroblast arasındaki ilişkiyi bilmeyi gerektirir. Şöyle ki bu ikili aslında normal şartlar altında birbirlerini aydaaaa, yıldaaaaa bir, bir yaralanmadaaaaan bir yaralanmayaaaa bulurlar. Kanama ile birlikte Trombosit damar dışına, çıkar pıhtılaşmayı başlatırken de bünyesindeki zilyon tane büyüme faktörünü piyasaya salarak fibroblasta “gel vefasız, gel vicdansız, çağırmazdım acil olmasa” temalı en az elli mesaj gönderir. Fibroblast gelir, çoğalır, yara kenarlarını birleştirir, kollajenini, elastinini, bağ dokusunu yani hiç yoktan yeni bir deriyi üretir ve trombosite bir veda öpücüğü
vererek köşesine-dermisine çekilir.
![]() |
| Yara iyileşmesi |
İşte biz bu trombosit oğlanı yoğunlaştırıp dermise yani fibroblastın dizinin dibine kadar koyarız. Ehh ortada yara yok, kan yok, acı, gözyaşı, tehlike yok. Trombosit fibroblastı şımarttıkça şımartır. Ben diyeyim büyüme faktörleri, sitokinler siz deyin günaydın mesajları, akrostiş şiirler, şarkılar, seranadlar ile fibroblastın başını döndürür. 
Hoş şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Trombositin de ne varsa dilinde vardır. Yoksa Mecnundan daha züğürt, Ferhat’tan daha çulsuz olduğundan bir günden bir güne de fibroblasta al şu iki aminoasiti 
dar gününde bozdurup kollajen üretirsin demişliği, koltuğunun altına bir somun hiyalironik asit sıkıştırıp gelmişliği yoktur. Olsun, tatlı dil yılanı deliğinden çıkardıktan sonra fibroblasta ne yaptırmaz. İşte trombositin aşkla
salgıladığı büyüme faktörleri ile coşan, gereğinde sil baştan deri üretme potansiyeline bile sahip olan fibroblast da daha bir şevkle kollajen üretir, hiyaluronik asit pişirir, elastin dokur, hasarlı olan eski dokuları tamir eder, hatta ve hatta üreyerek minnoş sevimli, çalışkan fibroblastlar
dünyaya getirir.
Sonuçta hem kısa, hem uzun vadede karlı çıkan biz oluruz. Kollajen sentesinin artması ile birlikte deri elastikiyeti artar, ince kırışıklıklar azalır, akne skarlarının altı dolduğundan deri yüzeyi eşitlenir, gözenekler sıkılaşır, hiyalurik asit üretiminin artması ile deri bir parlar kendine gelir, daha nemli, daha diri, daha duru ve daha genç bir görünüm kazanır. 


Ohhh, missss !!! 




